Beyin sağlığı anne karnında başlıyor: Koruyucu nöroloji öne çıkıyor
Uzmanlar, beyin sağlığının gebelikten yaşlılığa kadar korunması gerektiğini; beslenme, çevre, travma ve yaşam tarzının önemli rol oynadığını belirtiyor.
Bilge Türk | Medicentert Tv
İSTANBUL, TÜRKİYE — Beyin sağlığının korunmasına yönelik yeni yaklaşım, nörolojik hastalıklar ortaya çıktıktan sonra tedaviye odaklanmak yerine gebelikten başlayarak yaşamın bütün dönemlerinde riskleri azaltmayı hedefliyor.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Burcu Polat, koruyucu nörolojinin giderek daha fazla önem kazandığını belirterek; anne sağlığı, çocukluk dönemi beslenmesi, kafa travmaları, çevresel maruziyetler, yaşam tarzı ve bilimsel araştırmaların beyin sağlığı üzerinde birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Dünya Sağlık Örgütü de beyin sağlığını yalnızca hastalık bulunmaması olarak değil; bilişsel, duyusal, sosyal-duygusal, davranışsal ve motor işlevlerin yaşam boyunca mümkün olan en iyi düzeyde sürdürülebilmesi olarak ele alıyor. WHO'nun yaklaşımında anne sağlığı ve beslenmesi dahil perinatal koşullar, beyin gelişimini etkileyen temel unsurlar arasında bulunuyor.
Beyin sağlığında tedaviden korunmaya doğru yeni yaklaşım
Doç. Dr. Burcu Polat, dünya genelindeki nöroloji kuruluşlarının son yıllarda hastalık tedavisinin yanında beyin sağlığını korumaya yönelik politikaları daha güçlü biçimde gündeme aldığını ifade etti.
Bu yaklaşım uluslararası düzeyde de karşılık buluyor. Amerikan Nöroloji Akademisinin Brain Health Initiative programında araştırma, eğitim, kamu politikası ve toplumla doğrudan iletişim öncelikli alanlar olarak tanımlanırken; Avrupa Nöroloji Akademisi de beyin sağlığı stratejisini araştırma, eğitim, politika, farkındalık ve küresel iş birliği üzerine kuruyor.
Polat, sağlık personelinin sayısının ve hizmet kapasitesinin artırılmasının, bilimsel araştırmaların daha fazla desteklenmesinin ve topluma uygulanabilir koruyucu sağlık bilgileri sunulmasının önemli olduğunu söyledi.
WHO'nun 2025 Küresel Nöroloji Durum Raporu da nörolojik hastalıklara yönelik politika, sağlık çalışanı, hizmet erişimi, araştırma ve önleme alanlarında dünya genelinde ciddi açıklar bulunduğunu ortaya koyuyor. Rapora göre 2021'de yaklaşık 3,4 milyar kişi, yani dünya nüfusunun yaklaşık %42'si nörolojik bir durumla yaşıyordu.
Beyin sağlığı neden anne karnında başlıyor?
Polat, koruyucu beyin sağlığı anlayışında eğitimin çocukluk çağından başlaması gerektiğini belirterek “Beyin sağlığı anne karnında başlıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Bilimsel açıdan bu yaklaşım, fetal ve erken çocukluk dönemindeki beyin gelişiminin sonraki yaşam üzerindeki etkilerine dayanıyor.
WHO; annenin sağlık durumu, yeterli beslenme, gebelik sırasında enfeksiyonlar, zararlı madde kullanımı ve doğum sürecine ilişkin sorunları beyin gelişimini etkileyebilen perinatal risk faktörleri arasında gösteriyor. Güvenli çevre, yeterli beslenme, sağlık hizmetlerine erişim ve erken yaşlarda destekleyici bakım ise koruyucu faktörler arasında yer alıyor.
Bu nedenle beyin sağlığını geliştirmeye yönelik politikaların yalnızca ileri yaşta demans veya inme riskini azaltmaya değil; gebelik, doğum, çocukluk, eğitim dönemi ve yetişkinliğe yayılan yaşam boyu bir modele dayanması gerektiği belirtiliyor.
WHO da erken yaşam beyin sağlığının toplum düzeyinde ölçülmesine yönelik ayrı bir çerçeve geliştirme çalışması yürütüyor.
Nörolojik hastalıkların küresel yükü giderek büyüyor
Polat, nörolojik hastalıkların toplum üzerindeki yüksek yüküne dikkat çekerek yaşam boyunca çok geniş bir nüfusun bu hastalıklarla karşılaşabildiğini söyledi.
Bu alandaki oranlar kullanılan tanıma ve ölçüm yöntemine göre değişebiliyor. WHO'nun en güncel küresel değerlendirmesinde 2021 yılında dünya nüfusunun yaklaşık %42'sinin nörolojik bir durumla yaşadığı bildiriliyor. Nörolojik hastalıklar aynı zamanda küresel ölçekte hastalık yükü ve engelliliğin başlıca nedenleri arasında bulunuyor.
İnme, yenidoğan dönemindeki beyin hasarları, migren, demans, diyabetik nöropati, menenjit, epilepsi, prematüre doğuma bağlı nörolojik komplikasyonlar ve otizm spektrum bozuklukları küresel yükte öne çıkan durumlar arasında yer alıyor.
Polat, çözüm için bilimsel araştırmaların hızlandırılması, sağlık çalışanlarına güncel kaynaklar sunulması, kamu politikalarının beyin sağlığını desteklemesi ve toplumun koruyucu yaşam alışkanlıkları konusunda eğitilmesi gerektiğini belirtti.
Çocukluk travmaları ve çevresel riskler göz ardı edilmemeli
Beyin sağlığını etkileyen faktörlerin yalnızca genetik veya yaşlanmayla sınırlı olmadığını belirten Polat, çocukluk dönemindeki beslenme, spor ve trafik kazalarına bağlı kafa travmaları ile çevresel risklere de dikkat çekti.
Çocukluk çağındaki travmatik beyin yaralanmalarının bazı kişilerde uzun dönem bilişsel, davranışsal veya işlevsel sonuçlarla ilişkili olabileceği biliniyor. Özellikle daha ağır beyin travmalarında uzun dönem etkiler daha belirgin olurken, hafif travmaların uzun dönem sonuçları kişiden kişiye değişebiliyor ve araştırılmaya devam ediyor.
Hava kirliliği de beyin sağlığı açısından üzerinde durulan çevresel risklerden biri. WHO, hava kirliliğini inme açısından güçlü bir risk faktörü olarak değerlendirirken bilişsel bozulma ve diğer nörolojik hastalıklarla bağlantısına ilişkin kanıtların da arttığını bildiriyor.
Mikroplastikler konusunda ise daha temkinli bir tablo bulunuyor. Son çalışmalarda insan beyin dokusunda mikro ve nanoplastik parçacıkları tespit edildi; ancak bu birikimin doğrudan hangi hastalıklara neden olduğu henüz gösterilmiş değil. İnsan sağlığı üzerindeki nedensel sonuçları belirleyebilmek için daha geniş ve uzun dönemli araştırmalara ihtiyaç bulunuyor.
Beyin yaşam boyunca değişme ve uyum sağlama kapasitesine sahip
Polat, beyin sağlığı açısından umut veren temel kavramlardan birinin nöroplastisite olduğunu vurguladı.
Nöroplastisite, beynin yaşam boyunca deneyimlere, öğrenmeye ve değişen koşullara bağlı olarak yapısal ve işlevsel uyum gösterebilmesini ifade ediyor.
Polat bu noktada “plastisite” ile birlikte “bilişsel sermaye” kavramına dikkat çekerek yaşam boyu öğrenme, zihinsel olarak aktif kalma ve sosyal etkileşimin beyin işlevlerinin korunmasına katkıda bulunabileceğini söyledi.
Dünya Sağlık Örgütünün güncel demans yaklaşımı da değiştirilebilir risk faktörlerinin önemini vurguluyor. WHO, demans riskinin %45'e kadar olan bölümünün tütün ve alkol kullanımı, sosyal izolasyon, fiziksel hareketsizlik, hava kirliliği, yüksek tansiyon ve diyabet gibi değiştirilebilir faktörlerle ilişkili olabileceğini bildiriyor. Bu oran bireysel olarak demansın %45 kesin önlenebileceği anlamına gelmiyor; toplum düzeyindeki risk yükünü ifade ediyor.
Küçük ama sürdürülebilir adımlar beyin sağlığını destekleyebilir
Polat, beyin sağlığını korumak için ileri yaşlara kadar beklenmemesi gerektiğini belirterek sağlıklı alışkanlıkların yaşamın her döneminde geliştirilebileceğini söyledi.
Sigarayı bırakmak, sağlıklı vücut ağırlığını korumak, günlük fiziksel hareketi artırmak, zihinsel olarak aktif kalmak ve sosyal ilişkileri sürdürmek bu yaklaşımın temel parçaları arasında gösteriliyor.
Polat:
“Beyin için hiçbir zaman geç değil.”
diyerek çok büyük ve sürdürülemeyen hedefler yerine günlük yaşama uyarlanabilecek küçük değişikliklerle başlanmasını önerdi.
Merdiven kullanmak, düzenli yürüyüş yapmak, kitap okumak, yeni bilgiler öğrenmek, sosyal ilişkileri korumak ve stres yönetimine zaman ayırmak gibi davranışların genel sağlıkla birlikte beyin sağlığının korunmasına da katkıda bulunabileceğini belirtti.
Koruyucu nöroloji yaklaşımının temel mesajı ise beyin sağlığını yalnızca Alzheimer, Parkinson, inme veya diğer nörolojik hastalıklar ortaya çıktığında gündeme gelen bir konu olmaktan çıkarmak.
Gebelikten çocukluğa, yetişkinlikten ileri yaşlara kadar sağlık, eğitim, çevre ve yaşam tarzının birlikte ele alınması; geleceğin nöroloji politikalarının önemli başlıklarından biri olarak öne çıkıyor. WHO ve uluslararası nöroloji kuruluşlarının yaşam boyu beyin sağlığı stratejileri de bu yönde ilerliyor.
MediCenterTV.com
Ne Düşünüyorsun?
Harika
0
Kötü
0
Bayıldım
0
Güldüm
0
Şaşırdım
0
Üzüldüm
0
Kızdım
0
Yorumlar (0)