Metabolik jet lag sürekli yorgunluk ve hastalık riskini artırıyor
Prof. Dr. Murat Baş, düzensiz uyku, geç öğünler ve ekran kullanımının vücut saatini bozarak metabolik jet lag riskini artırdığını söyledi.
Bilge Türk | Medicentert Tv
İSTANBUL, TÜRKİYE — Sürekli yorgunluk, kilo kontrolünde zorlanma ve metabolik sorunların arkasında yalnızca ne yediğimiz değil, ne zaman yediğimiz ve uyuduğumuz da etkili olabiliyor.
Acıbadem Life Danışmanı ve Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Murat Baş, vücudun içinde uyku, açlık, tokluk, tansiyon, bağışıklık ve ruh halini yöneten hassas bir biyolojik saat bulunduğunu belirtti. Baş’a göre gece geç saatlerde yemek yemek, düzensiz uyumak, uzun süre ekran başında kalmak ve gün içinde farklı saatlerde hareket etmek bu saatin dengesini bozarak “metabolik jet lag” olarak adlandırılan tabloya yol açabiliyor.
Metabolik jet lag nedir?
Metabolik jet lag, kişinin uçağa binmeden, kıtalararası yolculuk yapmadan vücudunda jet lag benzeri bir uyumsuzluk yaşaması anlamına geliyor. Normal jet lag durumunda beden bir saat dilimine, dış dünya başka bir saat dilimine göre çalışır. Metabolik jet lagda ise benzer uyumsuzluk günlük yaşam alışkanlıkları nedeniyle ortaya çıkar.
Prof. Dr. Murat Baş, gece vardiyasında çalışmanın, geç saatlere kadar ekran karşısında kalmanın, öğünleri atlayıp gece yemek yemenin veya her gün farklı saatlerde uyumanın biyolojik saati bozabildiğini ifade etti.
Bu durum yalnızca uyku düzenini değil, metabolizmanın çalışma şeklini de etkileyebiliyor. Çünkü beden, ne zaman enerji kullanacağını, ne zaman sindirim yapacağını, ne zaman dinleneceğini ve ne zaman hormon salgılayacağını belirli bir ritme göre yönetiyor.
Vücudun tek bir değil, birçok saati var
Biyolojik saat denildiğinde çoğu zaman yalnızca uyku ve uyanıklık akla geliyor. Ancak uzmanlara göre vücudun ritmi bundan çok daha geniş bir sistemi kapsıyor.
Prof. Dr. Baş, beyindeki “süprakiyazmatik çekirdek” adı verilen küçük bir bölgenin biyolojik saatin merkezi gibi çalıştığını belirtti. Bununla birlikte karaciğer, bağırsak, pankreas ve yağ dokusu gibi organların da kendilerine ait iç ritimleri bulunuyor.
Bu saatler birbiriyle ve dış dünyayla uyum içinde çalıştığında metabolizma daha dengeli işliyor. Ancak uyku, beslenme, ışık maruziyeti ve hareket düzeni bozulduğunda organların ritmi de karışabiliyor. Bu da zamanla kan şekeri düzeninden bağışıklığa kadar birçok sistemi etkileyebiliyor.
Baş, bu nedenle sağlıklı yaşamın yalnızca “ne yediğimiz” sorusuyla sınırlı olmadığını, “ne zaman yediğimiz, ne zaman uyuduğumuz ve ne zaman hareket ettiğimiz” sorularının da aynı derecede önemli hale geldiğini vurguladı.
Sadece yorgunluk değil, diyabet ve kalp riski de artabiliyor
Metabolik jet lag çoğu kişide önce yorgunluk, halsizlik, dikkat dağınıklığı veya uyku kalitesinde bozulma gibi belirtilerle fark ediliyor. Ancak uzmanlara göre ritim bozukluğu uzun süre devam ederse etkiler daha derin hale gelebiliyor.
Prof. Dr. Baş, vücudun ritmi bozulduğunda kan şekerini düzenleyen mekanizmaların da sekteye uğrayabildiğini söyledi. Bu durumda insülin hassasiyeti azalabiliyor, pankreas daha fazla çalışmak zorunda kalabiliyor ve zamanla tip 2 diyabet riski belirgin biçimde yükselebiliyor.
Kalp sağlığı açısından da benzer bir riskten söz ediliyor. Sağlıklı bireylerde tansiyonun gece düşmesi, sabah ise kontrollü biçimde yükselmesi bekleniyor. Biyolojik saat bozulduğunda bu koruyucu ritim zayıflayabiliyor. Baş’a göre bu tablo kalp krizi, felç ve ritim bozukluğu riskleri açısından endişe verici olabilir.
Karaciğer, kolesterol ve bağışıklık sistemi etkilenebiliyor
Prof. Dr. Murat Baş, kronik ritim bozukluğunun yalnızca kan şekeri ve kalp sağlığıyla sınırlı kalmadığını belirtti. Araştırmaların, biyolojik saat bozukluğunun karaciğerde yağ birikimi, kötü kolesterol olarak bilinen LDL düzeyinde artış ve bağışıklık sisteminde kronik düşük dereceli iltihaplanma ile ilişkili olabileceğini gösterdiğini ifade etti.
Bu tablo uzun vadede metabolik sendrom olarak bilinen daha kapsamlı bir sağlık sorununa dönüşebiliyor. Metabolik sendrom; obezite, yüksek tansiyon, yüksek kan şekeri ve bozuk kolesterol değerlerinin birlikte görüldüğü bir durum olarak değerlendiriliyor.
Baş’a göre bu nedenle metabolik jet lag, yalnızca “biraz yorgun hissetmek” şeklinde ele alınmamalı. Vücut ritminin bozulması, zaman içinde farklı organ ve sistemleri etkileyebilen daha geniş bir sağlık sorunu haline gelebiliyor.
Bağırsak mikrobiyotasının da ritmi var
Biyolojik saatin önemli etkilerinden biri de bağırsak sistemi üzerinde görülüyor. Prof. Dr. Baş, bağırsak mikrobiyotasının da günlük bir ritme sahip olduğunu, bu ritmin bozulmasının sindirim sorunlarına ve bağırsak geçirgenliğinde artışa yol açabileceğini belirtti.
Bağırsak mikrobiyotasındaki dengenin bozulması, yalnızca sindirim sistemini değil, bağışıklık sistemini ve genel iltihaplanma süreçlerini de etkileyebiliyor. Bu nedenle düzensiz uyku, gece yemekleri ve gün içinde sürekli değişen beslenme saatleri bağırsak sağlığı açısından da risk oluşturabiliyor.
Kronik ritim bozukluğunun dikkat, hafıza ve zihinsel esneklik üzerinde de olumsuz etkiler yaratabileceği ifade ediliyor. Baş, bu durumun depresyon ve kaygı bozukluğu riskini artırabileceğine de dikkat çekti.
Doğal ışık vücut saatini yeniden ayarlıyor
Prof. Dr. Murat Baş’a göre biyolojik saati düzenlemenin ilk adımı, sabah doğal ışıkla temas etmek. Uyandıktan sonra birkaç dakika gün ışığında zaman geçirmek, vücudun iç saatinin sıfırlanmasına yardımcı olabiliyor.
Buna karşılık gece saatlerinde telefon, tablet ve bilgisayar ekranlarından yayılan mavi ışık, biyolojik saati geri itebiliyor ve uykuya dalmayı zorlaştırabiliyor. Bu nedenle yatmadan en az bir saat önce ekran kullanımını azaltmak, uyku ritminin korunmasına destek olabilir.
Doğal ışık ve karanlık döngüsünün korunması, özellikle şehir yaşamında daha da önemli hale geliyor. Çünkü gün içinde kapalı ortamlarda az ışık almak, gece ise ekranlardan yoğun ışığa maruz kalmak, vücudun gündüz-gece ayrımını zorlaştırabiliyor.
Öğün, hareket ve uyku saatleri düzenli olmalı
Prof. Dr. Baş, öğünlerin düzenli saatlerde ve mümkünse gündüz tüketilmesinin karaciğer ve bağırsak gibi organların iç saatlerini korumaya yardımcı olduğunu söyledi. Tüm yemeklerin 10-12 saatlik bir zaman aralığında tüketildiği “zaman kısıtlı beslenme” yaklaşımının kan şekeri, vücut ağırlığı ve iltihaplanma belirteçleri üzerinde olumlu etkiler sağlayabildiğini ifade etti.
Hareket saati de biyolojik ritim açısından önem taşıyor. Baş, bazı çalışmaların öğleden sonra yapılan fiziksel aktivitenin metabolik açıdan sabah sporuna kıyasla daha avantajlı olabileceğine işaret ettiğini, ancak egzersizde kişinin yaşam tarzına uygun saati seçmesinin daha doğru olabileceğini belirtti.
Düzenli uyku saatleri ise tüm bu başlıkların temelini oluşturuyor. Her gün benzer saatlerde uyumak ve uyanmak, biyolojik saatin ayakta kalmasına yardımcı oluyor. Baş’a göre vücut saatiyle uyumlu yaşamak, metabolik hastalıkları önlemede güçlü ve erişilebilir araçlardan biri olarak öne çıkıyor.
Ne Düşünüyorsun?
Harika
0
Kötü
0
Bayıldım
0
Güldüm
0
Şaşırdım
0
Üzüldüm
0
Kızdım
0
Yorumlar (0)